Sosyal medyada içerik üreticisi Julia Graner’ın yaptığı bir paylaşım, Türkiye’nin turizm sektöründe uzun süredir konuşulan ancak genellikle yerel şikâyetler düzeyinde kalan bir sorunu yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Graner’ın özellikle Kaş-Kalkan hattında yaşadığını aktardığı deneyim, bazı turistlerin Türkiye’yi yeniden ziyaret etme kararlarını dahi etkileyebilecek bir “deneyim kalitesi” sorununa işaret ediyor.
Paylaşımda bölgede tatil yapan bir turistin, yoğun ve ısrarcı yönlendirme davranışları nedeniyle “bir daha bu kadar gelmem” dediği aktarıldı. Gerekçe ise turizm sektöründe “hanutçuluk” olarak bilinen, sokakta veya işletme önlerinde turistleri yüksek sesle davet etme ve sürekli yönlendirme pratikleri.
Antalya’nın batı kıyısında yer alan Kaş ve Kalkan son yıllarda özellikle Avrupa pazarında yükselen bir destinasyon haline geldi. Ancak bölgedeki işletmeciler ve yerel turizm çalışanları, 2026 yaz sezonunda “beklenen doluluk oranlarına rağmen düşen memnuniyet”ten şikâyet ediyor.
Sektör temsilcilerine göre sorun, yalnızca ekonomik dalgalanmalar ya da fiyat politikalarıyla açıklanamıyor. En çok dile getirilen başlıklardan biri ise ziyaretçi deneyiminde yaşanan “sürekli rahatsız edilme hissi”.
Hanutçuluk benzeri uygulamaların yalnızca Kaş–Kalkan hattına özgü olmadığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin farklı turizm merkezlerinde özellikle yaz sezonunda yoğunlaşan kıyı bölgeleri, tarihi merkezler ve liman şehirlerinde benzer şikâyetlerin zaman zaman gündeme geldiği biliniyor.
“Hanutçuluk” nedir, neden sorun haline geldi?
Turizm literatüründe “hanutçuluk”, işletmelerin müşteri çekmek için agresif ve ısrarcı yöntemler kullanması olarak tanımlanıyor. Özellikle yoğun turistik bölgelerde:
- Sokakta yüksek sesle çağrı yapılması
- Restoran ve mağaza önlerinde ısrarcı davet
- Sürekli yönlendirme ve fiziksel yaklaşım
- Rekabetin “baskı”ya dönüşmesi
bu davranış biçimi içinde değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre bu durum kısa vadede müşteri çekiyor gibi görünse de uzun vadede destinasyonun marka değerine zarar veriyor.
Julia Graner’ın paylaşımı, aslında sahada uzun süredir dile getirilen şikâyetlerin sosyal medya üzerinden görünür hale gelmesini sağladı. Turizm sektöründe dijital içerik üreticilerinin etkisinin artmasıyla birlikte, bireysel deneyimler artık destinasyon algısını doğrudan etkileyebiliyor.
Özellikle Avrupa’dan gelen turistlerin yorumları, destinasyonların çevrimiçi itibarı açısından kritik kabul ediliyor. Bu nedenle tekil bir olumsuz deneyim bile, zincirleme bir algı değişimine dönüşebiliyor.
Sahadaki her esnafın, restoranın, mağazanın veya tekne işletmecisinin ekonomik kaygılarla hareket ettiği ve tabiri caizse “ekmeğinin peşinde” olduğu bir gerçek. Ancak her köşe başında, her dükkan önünde sürekli seslenilmeye ve yönlendirilmeye maruz kalmak, tatilini huzur arayışı üzerine kurgulayan nitelikli turist için yorucu ve uzaklaştırıcı bir deneyime dönüşüyor.
Yerel yönetimlerin ve kolluk kuvvetlerinin denetim mekanizmalarını acilen “ceza-ödül” dengesiyle yeniden yapılandırması gerekiyor.
